Merhaba bu haftaki yazım, organizasyonlarımızın önemli politikalarından ve kurumlarımızın sosyal koridorları dahil her yerde öve öve anlatarak maalesef bitiremediğimiz ama ne kadar da uyguladığımız şüpheli olan Açık Kapı Politikalarımız üzerine olacaktır.

Neydi bu açık kapı politikası? Zaten biz kapalı kapıları bırakmamış mıydık? Kapalı kapılar halen ne göze ne de beyne olumlu işaret göndermeyen iki kelime birleşiminden başka bir şey değildir (bence). Heyecan ve ilgi yaratan, tamamen çalışanlar için dizayn edilmiş, diğer kurumlara da örnek olacak ofisleri her gün daha da artan sayıda görür olduk.

Bu ofislerin yapılış amacı neydi?  Çalışanları evlerinden daha çok bulundukları ve zaman geçirdikleri yerleri daha yaşanabilir, dikkatini ve ilgilerini verebilecekleri, sosyalliklerini unutmadan da çalışabilecekleri yer yaratmak, dizayn etmek ve yeniden düzenlemekti.

Bu amaç varken neden ofislerimiz içinde görünmez duvarlar inşa ettik? Neden kapıları kaldırmak yerine sıralı kapı geçitleri yapar olduk? Bir de kimse anlamayacakmış gibi biz açık kapı politikası uyguluyoruz sözleriyle düşler dünyasında yaşar olduk.

Ne demişti Mahmut Hoca-Kel Mahmut, okul sadece dört duvardan ibaret değildi. Neden ofisler de sadece odalar ve kapılardan ibaret olsun ki? (Sözlerimiz tabi ki mecazi. 🙂 )

Kapalı kapı politikasını bırakıp açık kapı politikası derken, ofisler içinde ördüğümüz görülmeyen kapıları yıkarak fotoselli açık kapı politikalarından neden kurtulmayalım. Şimdiden soruları duyar gibi oldum. Nasıl ya fotoselli açık kapı politikası mı olur mu? Olur olur…

Nasıl mı? Eğer politikanız zaten şeffaf değil ve sadece iyi durumlarda görünürse hooppp açık kapı politikanız, yalnızca isteyene açıldı. İstemeyene açılmadı. Ayrıca kapı ona o kapıya bakar modda sürekli, kapıda ben sizi tanımadım modunda kapalı… Sadece sizi öven, destekleyen ve sizi olmadığı gibi gösterenlere mi açıldı? Buyurun yine fotosel devrede. Fotoselliden kastım, sadece elinizi salladığınızda, kendinizi gösterdiğinizde veya tam anlamıyla sizi algılarsa açılan mecazi kapılar. Peki elini yeterince yukarı sallayamayan, kendisini kapıda gösteremeyen ya da hiç o kapının varlığının farkında olmayanlar… Onlar merdiven mi çıksın? Asla.

Açık kapı politikası nasıl işler? Çalışanlarınız, astlarınız ve her kademeden görevliler istediği zamanda tabi ki sizin de vaktinizin değerini anlayarak ve bilerek size geldiklerinde onları dinleyerek. Sorunlarına, şikayetlerine, korkularına ve gelecek planlarında onları dinleyerek çalışır. Dinlemekle kalmayıp yol göstermek, o yolda ışık tutmak, yol arkadaşlığında bulunmak değil miydi zaten? Bazen de sadece zor zamanında veya mutlu anlarında onu dinleyecek ilk kişi olmaktı.

Ne oldu da kapalı kapımız bırakın açık olmayı fotoselli oldu?…

Kapılar ister tamamen kapalı, ister yarı kapalı ister fotoselli oldukça çalışanlarınızda inandırıcılık yaratmayı bırakın tam aksine şüphe uyandırır, dışlanmış hissettirir, kendisine zaman yaratılmayacağı hissi uyandırmış olursunuz.

Söylemlerle davranışların tutmadığı yerde önce güvenin sonra motivasyonun kaybolacağı veya yavaşça onun da sınırlarının çizilmeye başlandığını unutmayalım. Kaldıralım kalıplardaki ve beyinlerdeki kapalı /fotoselli kapıları. Politikalarımız, kapılarımız,  gönül kapılarımız da dahil olmak üzere hep açık olsun ki davranışlarımız da buna göre şekillenir ve yol gösterir olsun.

Sınırlar ve görünmez duvarlar/kapılar kaldırılmadıkça, çalışanlarımızın ve bizlerin aklında da şairin sözü dolanıp duracak gibi…

“Bir Kapının Önündeyim, Girsem Suç, Gitsem Ayaz…” – Şükrü Erbaş

Sevgi ve Saygılarımla,

Özkan BAŞAK

08.01.2017 İstanbul